İtalya'da görev yapan Fatih Terim de bilir. Şampiyonluk hesapları Çizme'de iç saha maçlarına 3 puan, deplasman maçlarına 1 puan yazılır. Deplasmanda alınan beraberliklerin bu kadar can sıkmasının nedeni takımın şampiyonluk potasından uzaklaşması oldu. Evet, Galatasaray çok kötü oynuyor ancak tüm duygusallığı bir kenara bırakıp geçmiş dönemle karşılaştıralım... Terim'in 3. sezonunun ilk yılındaki şampiyonluk, altın değerindeydi. Müthiş bir öz güven kazandı takım. Üstelik kadro da oldukça kısıtlıydı. Beklentilerin altında ifade edilen -ki bana göre çok doğruydu- transferler -Necati gibi- olağanüstü bir katkı verdi takıma. 4-4-2'yi çift 6'lı kusursuz oynayan, bir takım vardı. Playoff gibi saçma engellere rağmen bileğinin hakkıyla şampiyon oldu Galatasaray. İkinci sezon, takım her alanda yüzde 50'ye yakın bir düşüş yaşadı. Koşu mesafeleri azaldı, oyun tat vermemeye başladı ve sürekli olarak ite-kaka kazanılan puanlarla şampiyonluk geldi. Galatasaray'ın kaybettiği her hafta da Fenerbahçe kaybetti. Süper Lig'in en düşük puanla şampiyon olan takımı oldu Galatasaray (68 puan). Ayrıca Terim&Mancini karşılaştırması için: Terim'in performansı, Mancini'nin performansı
Düşüş dönemi
Dikkat ederseniz, şampiyonluk yaşayan takımlarda bir düşüş her zaman olur. Galatasaray'a yakın olarak verilebilecek en güzel örnek, Borussia Dortmund olur. Onlar da tıpkı Galatasaray gibi iki yıl üst üste şampiyon olduktan sonra düşüş yaşadılar. Düşüşün temel nedeni, bana kalırsa sistemsizlik ve oyuncuların doymuş hissetmeleri. Sistemi şöyle açabiliriz: Barcelona gibi, Bayern gibi bir ekolün olur, başarıda sürekliliği yakalayabilirsin. Türkiye'de teknik direktörler 2 yılda bir kovulduğu, istifa ettiği için o ekol sahibi takımı bir türlü göremedik. Kısıtlı kadro ve imkanlarla belirli bir çizgide İBB'yi (2006-11) arası istikrar sağlayan Abdullah Avcı'yı belki bir kenara koyabiliriz. Oyuncuların doyum meselesine ise Mancini'nin gözünden bakmakta fayda var. 3-4 kez basına konuştu ve "Elimde sopa yok, oyunculara karşı polis olamam... Oyuncular gelişmeli. Burak, Selçuk çok daha iyi olabilir. 'Bu kadarı yeterli' diye düşünüyorlar" minvalinde defalarca konuştu. Bu da Türk sporcuların profesyonellikten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Oysa, kariyerinde 400 kadar gol atan Messi, attığı golü 9 takım arkadaşıyla paylaşıyor korner direğinin hemen önünde. Bizim oyuncularımızda o yok, maalesef... Futbolcu gazla, fırçayla çalışmamalı kısacası.
Mancini'yi anlamak
Mancini zor bir insan. "Polis değilim" demesinden de anlayacağımız gibi Terim tarzı, baba gibi yaklaşan, oyuncuların sırtını sıvazlayan bir hoca değil. Her şeye daha profesyonel bakan, yönetimin vizyonunu yansıtan bir teknik direktör.. Elbette yaptığı her şeyde mantık aramak zor. Örneğin son saniye yaptığı Drogba-Ceyhun değişikliği, sezon başı kusursuz işleyen 3-5-2'den vazgeçişi gibi. Üstelik ligi tanımıyor. Avrupa'da oynanan maçlarda daha iyi bir kenar performansı gösterdi (Chelsea maçı hariç). Türkiye gibi sabırsız bir ülkeye geldiği için pişman olduğunu Bursaspor maçı basın toplantısında gördük. İtalyan, bence Galatasaray için bir şanstır. Kulüp Lucescu'ya yaptığını Mancini'ye umuyorum ki yapmaz. İnter ile 97 puanla şampiyon olmuş, City'yi 40 küsür yıl sonra şampiyonluğa taşımış, son derece kariyerli bir teknik direktörden bahsediyoruz. Üstelik, İnter onun bıraktığı takımla Şampiyonlar Ligi'ni kazandı. City, gol rekorları kırıyor, EPL'de büyük ihtimal şampiyon olacak... Doğru sistemleri kuran, çok akıllı bir teknik adam Mancini. Gittiğinde enkaz bırakmıyor...
Ve yönetim...
Adnan Polat'ları, Süren'leri görmüş biri olarak çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, Ünal Aysal, Galatasaray'ın başına gelmiş en iyi başkandır. (Canaydın'ın yeri bambaşka tabii). Mali tablo oldukça düzenli görünüyor. Neredeyse her 15 günde bir Galatasaray bir sponsorluk anlaşması imzalıyor. Store sayıları ve gelirleri kaç kat arttı. Takıma kazandırdığı dünya yıldızları, çok kaliteli bir teknik adam var. 10 milyon Euro'ya 19 yaşındaki bir oyuncu alabiliyor Galatasaray. Böyle bir şey 107 yıllık kulübün tarihinde var mı daha önceden? Pasta büyük. Kriz elbet olur. Her yerde var kriz. Galatasaray başkanı olmak kolay değil. Aysal'ın tarzı profesyonellik ve kurumsallık olduğu için değişim süreci sancılı geçebiliyor. Bu sancılar olacak. Başarısız olan kim olursa olsun gider, gitmeli. Kıskandığımız Avrupa kulüpleri gibi olmanın yolu bundan geçiyor. Göğüs reklamı için bile adımızın geçtiği firmalara bakmak yeterli Galatasaray'ın hedefi için.
Ve taraftar...
Kriz, her zaman her yerde olabilir. Türkiye'de top 3 direğin içinden geçmiyorsa, bilin ki orada problem vardır, kriz vardır. Eğer kızacak birilerini arıyorsanız, sadece saha içindeki doymuş, 2 metre önündeki topa koşmayan oyunculara bakın. Melo'daki hırsın olmadığı oyunculara kızın kızacaksanız.. Her sene şampiyon olunacak diye bir kural yok, taraftar bu gerçeği kabul etmeli. Takımın şampiyonluk yarışı ve hatta ilk 3 için bile yeterli çaba göstermediği de çok açık. Sahada gördüklerimiz yüzünden yönetimi istifaya davet etmek, kenardan Mancini'ye bağırıp küfür etmek, Galatasaray'a, Galatasaray taraftarına yakışmıyor. İki mağlubiyette, yönetim istifaya davet edilmez. Bize düşen, sonuç ne olursa olsun, armanın peşinden gitmektir.
spor toto süper lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor toto süper lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Mart 2014 Cumartesi
3 Şubat 2014 Pazartesi
Bursa'nın anlattıkları
Öncelikle anlayamadığım bir şeyi açmak istiyorum. Galatasaray'ın 3'lü defans oynaması, sıradan bir yorumcuyu veya taraftarı neden rahatsız eder? Sürekli sistem üzerinden Mancini'ye vurmaya çalışmak gerçekten komik. Uzun yıllar benzer felsefelerde oynayan Galatasaray, bugün (kupa maçları sayesinde bol bol prova yaparak) üçlü defansı da gayet akıllı oynuyor. Takımın kazanacağı bu sistem çeşitliliği saha içinde ilerleyen dönemde mutlaka olumlu etkilerini gösterecektir. Trabzon'u 4-3-1-2 ile geçen takım, Juventus'u da 3-5-2'yle geçti ki burada taktik kilit rol oynadı.
Mancini'nin bu eleştirilere gülüp geçtiğini düşünüyorum. Sonuçta deneye deneye tamamen homojen olmasa da bir çıkarım yaptı. Bursaspor maçını statta da izledim, evde de izledim daha sonra... Çok basitçe görünen şu: Galatasaray, hücuma kalkarken 3'lü, rakibi karşılarken 4'lü defansa geçiyor. Bu düzende kilit adam Ceyhun. Takım ileride basarken rakip yayı çevresinde top kapmaya çalışıyor; rakip, Galatasaray savunmasını zorladığı zaman ise daha çok defansta kalıyor. Mancini, sezon arasında buna benzer bir rolü Emre Çolak'a vermeye çalıştı ancak Ceyhun gibi dayanıklı olmadığı için bu görevi dün Ceyhun üstlendi.
Aslında taktik düzen bir yanda dursun; Galatasaray dün maçı gerçekten çok istedi. Maçtan birkaç gün önce, takımın Kopenhag (3-1) maçındakine benzer bir tepki vereceğini düşünüyordum. Gaziantep karşısındaki istemeyen, çabalamayan, kovalamayan takımın bu hatadan döneceğini düşünüyordum. Fenerbahçe'nin de kaybetmesi, maçı şova çevirdi. Maçın en önemli detaylarından birisi de takımın 1-0'ın üzerine yatmaması oldu. İçeride oynanan Manchester United maçındaki koreografide yazan "No mercy will be shown", Galatasaray'ın bir numaralı mottosu olmalı. Takım ve oyuncular, 2'yi 3'ü ve hatta 4'ü istemeli... Dün gösterilen en olumlu reaksiyonlardan biri bu olmalı. Elbette çarşamba günü Şampiyonlar Ligi maçı olan bir takım, ilk yarısı 4-0 biten maçta ikinci yarı benzer performansı göstermemeli tabii...
Oyuncu performansı bazında bakacak olursak, eleştirecek herhangi bir oyuncu yoktu Galatasaray'da. Melo ve Sneijder muhteşem oynadı. Mehmet Demirkol'un Drogba için yaptığı "Meyve sineği gibi etrafında dolaşılması lazım" benzetmesinin de ne kadar doğru olduğunu dün de gördük. İndirdiği toplar çok maçlar döndürdü. Ceyhun'a da bir parantez açmak gerekiyor... Oyunu biraz daha iyi okuyabilmeli ve rakibe basıyorsa o topa eninde sonunda sahip olabilmeli. Çünkü gereksiz baskıları hem onu yoruyor. Bu konuda örnek alması gereken oyuncu Melo. Bastığı 3 toptan 2'sini kapıyor, pozisyon hazırlıyor. Ve Ceyhun, daha çok maç izlemeli. Duracağı yerin farkında ama daha çabuk düşünüp pas tercihlerinde daha cesur olmalı.. Bunu da oynadıkça sağlayacak umarım...
Bursaspor ve Daum ise, iki nedenle hezimete uğradı. İlki, kanatlarda gittiği zaman gelmeyen oyuncuları tercih etmesi (Sercan-Kazım), ikincisi ise Fernandao aşkına Sestak'ı, Batalla pozisyonunda oynatmaya çalışması. Ve tabii Daum, Gaziantep karşısındaki Galatasaray'ı bekledi karşısında.. Bu da onun hatası oldu.
Şampiyonluk şansı için verilen yüzdelere ve yapılan yorumlara katılmıyorum. Sezon öncesi yapılan yüklemelerin, ligin ikinci yarısından itibaren etkisini kaybettiğini defalarca gördük. Bunca yıllık Süper Lig maratonu bize ayrıca Ersun Yanal takımlarının ligin ikinci devresinde düşüşe geçtiğine şahit olduk. Yanal, sürekli olarak şampiyonluk iddiasını yineliyor ancak yüz ifadesi özellikle son basın toplantısında öyle gözükmüyordu. Evet, Fenerbahçe daha rahat. Üstelik Avrupa'da ve ZTK'da yollarına devam etmiyorlar. Daha çok puan kayıpları yaşayacaklar ama şampiyonluk ipi Galatasaraylı oyuncuların elinde. Bundan sonra çıkılacak her lig maçının 3 puan maçı olduğuna inanmaları, Bursa maçındaki coşkularını tekrarlamaları gerekiyor.
Mancini'nin bu eleştirilere gülüp geçtiğini düşünüyorum. Sonuçta deneye deneye tamamen homojen olmasa da bir çıkarım yaptı. Bursaspor maçını statta da izledim, evde de izledim daha sonra... Çok basitçe görünen şu: Galatasaray, hücuma kalkarken 3'lü, rakibi karşılarken 4'lü defansa geçiyor. Bu düzende kilit adam Ceyhun. Takım ileride basarken rakip yayı çevresinde top kapmaya çalışıyor; rakip, Galatasaray savunmasını zorladığı zaman ise daha çok defansta kalıyor. Mancini, sezon arasında buna benzer bir rolü Emre Çolak'a vermeye çalıştı ancak Ceyhun gibi dayanıklı olmadığı için bu görevi dün Ceyhun üstlendi.
Aslında taktik düzen bir yanda dursun; Galatasaray dün maçı gerçekten çok istedi. Maçtan birkaç gün önce, takımın Kopenhag (3-1) maçındakine benzer bir tepki vereceğini düşünüyordum. Gaziantep karşısındaki istemeyen, çabalamayan, kovalamayan takımın bu hatadan döneceğini düşünüyordum. Fenerbahçe'nin de kaybetmesi, maçı şova çevirdi. Maçın en önemli detaylarından birisi de takımın 1-0'ın üzerine yatmaması oldu. İçeride oynanan Manchester United maçındaki koreografide yazan "No mercy will be shown", Galatasaray'ın bir numaralı mottosu olmalı. Takım ve oyuncular, 2'yi 3'ü ve hatta 4'ü istemeli... Dün gösterilen en olumlu reaksiyonlardan biri bu olmalı. Elbette çarşamba günü Şampiyonlar Ligi maçı olan bir takım, ilk yarısı 4-0 biten maçta ikinci yarı benzer performansı göstermemeli tabii...
Oyuncu performansı bazında bakacak olursak, eleştirecek herhangi bir oyuncu yoktu Galatasaray'da. Melo ve Sneijder muhteşem oynadı. Mehmet Demirkol'un Drogba için yaptığı "Meyve sineği gibi etrafında dolaşılması lazım" benzetmesinin de ne kadar doğru olduğunu dün de gördük. İndirdiği toplar çok maçlar döndürdü. Ceyhun'a da bir parantez açmak gerekiyor... Oyunu biraz daha iyi okuyabilmeli ve rakibe basıyorsa o topa eninde sonunda sahip olabilmeli. Çünkü gereksiz baskıları hem onu yoruyor. Bu konuda örnek alması gereken oyuncu Melo. Bastığı 3 toptan 2'sini kapıyor, pozisyon hazırlıyor. Ve Ceyhun, daha çok maç izlemeli. Duracağı yerin farkında ama daha çabuk düşünüp pas tercihlerinde daha cesur olmalı.. Bunu da oynadıkça sağlayacak umarım...
Bursaspor ve Daum ise, iki nedenle hezimete uğradı. İlki, kanatlarda gittiği zaman gelmeyen oyuncuları tercih etmesi (Sercan-Kazım), ikincisi ise Fernandao aşkına Sestak'ı, Batalla pozisyonunda oynatmaya çalışması. Ve tabii Daum, Gaziantep karşısındaki Galatasaray'ı bekledi karşısında.. Bu da onun hatası oldu.
Şampiyonluk şansı için verilen yüzdelere ve yapılan yorumlara katılmıyorum. Sezon öncesi yapılan yüklemelerin, ligin ikinci yarısından itibaren etkisini kaybettiğini defalarca gördük. Bunca yıllık Süper Lig maratonu bize ayrıca Ersun Yanal takımlarının ligin ikinci devresinde düşüşe geçtiğine şahit olduk. Yanal, sürekli olarak şampiyonluk iddiasını yineliyor ancak yüz ifadesi özellikle son basın toplantısında öyle gözükmüyordu. Evet, Fenerbahçe daha rahat. Üstelik Avrupa'da ve ZTK'da yollarına devam etmiyorlar. Daha çok puan kayıpları yaşayacaklar ama şampiyonluk ipi Galatasaraylı oyuncuların elinde. Bundan sonra çıkılacak her lig maçının 3 puan maçı olduğuna inanmaları, Bursa maçındaki coşkularını tekrarlamaları gerekiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

