1 Haziran 2012 Cuma

Burak Yılmaz, 2012

Burak Yılmaz. 2011-2012 futbol sezonu için, en iyi yerliler konuşulsa, ilk üç içinde kesinlikle onun da ismi olur. Aslına bakarsak, Burak Yılmaz başlı başına bir hikayenin kahramanı. Sürgünler, uzun geçen kulübe dönemleri, kendini beğendiremediği teknik adamlar ve kaçırdığı akıl almaz goller. Bunların hiçbiri, bu sezon Burak Yılmaz'ın başarısız olmasına sebep olamadı. Burak, bir çalışmanın ürünü olduğunu zaten geçen sezonki performansıyla ortaya koymuştu. Bu sezon ise, kariyerinin en iyi dönemini geçirdi. Antalyaspor, Beşiktaş, Manisaspor, Fenerbahçe ve kiralık olarak formasını giydiği Eskişehirspor eve en niyahetinde Trabzonspor. Burak Yılmaz'ı, Burak Yılmaz yapan kesinlikle Şenol Güneş'tir. 2 sezondur bir hamur gibi yoğurdu Burak'ı ve bugünlere getirdi...

Forvet oyuncularına baktığımız zaman, genellikle bir oyun karakterleri olduğunu, belirli özellikler taşıdıklarını görürüz. Kimi savaşır, kimi çok kırılgandır ancak çok zekidir kimi takipçiliğiyle ön planladır. Bazıları kafa toplarında çok üstündür. Bazıları iki ayağını da çok iyi kullanır. Bazıları pivot santrafordur. Bazıları pırpırdır. Top ayağına geldiği zaman çok hızlı hareket eder. Bazıları oyunu kenarlara deplase olarak oynar ve daha çok arkadaşlarına pozisyon ayarlar... Örnekler daha çoğalır. Burak'ın ise belirli bir stili yok. Yukarıda saydığımız bütün varyasyonları deneyen ve adeta kendini arayan bir Burak Yılmaz vardı bu sezon aslında. Trabzonspor'un oynadığı geniş alan futbolunun da bu kadar gol atmasında elbet katkısı büyük. Belki önümüzdeki sezon bu kadar gol atamayacak ama en azından bu yıl olduğu kadar adından söz ettirecektir eğer Türkiye Ligi'nde kalırsa.

Burak'ın (ve aslında bütün takımın) en büyük handikapı taraftar. Bu yıl çok gol attı ama taraftarın takım üzerindeki olumsuz etkisi birçok oyuncu gibi onun da üzerinde bir baskı. Camia doğruya kanalize olursa, geçen sene 1 puanla kaçan şampiyonluk bu sene elde edilebilir.

Ayhan Akman

Galatasaray'a şampiyonlukla veda etti, kaptanlardan Ayhan Akman. 2001-2002 sezonunda Florya'nın kapısından girdi, bu yıl sonu futbolcu son olarak çıkışını yaptı. Sahada verdikleri, vermeye çalıştıkları bir yana, onunla ilgili anahtarlara değinmek lazım. Bir futbol sever olarak gözümün önüne ilk gelen, 2008 yılında bileği zor bükülen Sivasspor'a attığı estetik gol geliyor. Hemen ardından da, Galatasaray'ın şampiyonluk kutlamalarında bütün takımın ona verdiği destek, Eboue'nin özel olarak yanına gidip sarılması geliyor. Doğal olarak sadece bu iki "hatıra" Ayhan'ın performansını anlatmıyor. Mor ve somon rengi formalara yaptığı yorumlarla hatırlayan ve onu eleştiren hatta bırakmasına sevinen taraftarlar da muhakkak olmuştur.

Ama Ayhan'ın bu yıl bize öğrettiği bir şey var: Abilik kültürünün Galatasaray'da nasıl işlediği.
Takımın Kadıköy'de ilk onu omuzlara alması, oyuncuların maç sonu röportajlarında "Ayhan ağabeye söz vermiştik" açıklamaları, bize perdenin arkasındaki Ayhan'ı, şampiyonlukta önemli rol oynayan Ayhan'ı anlatıyor.

Her futbolcu gibi kötü zamanlar geçirdi. Taraftarı çileden çıkartan Mustafa Sarp, Barış, Ayhan üçlüsünden biri olarak gösteriliyordu ancak Galatasaray ondan vazgeçmedi. Kötü günlerde sahada varını yoğunu ortaya koyan, yaya kadar yaklaşıp oyun kurmaya çalışan, sorumluluk alan ve bunu yeteneği çerçevesinde iyi şekilde kullanmaya gayret gösteren Ayhan'a bir taraftar olarak bundan sonraki hayatında başarılar diliyorum. Müfit Erkasap'ın  yardımcılığını yapacak.

25 Mayıs 2012 Cuma

2011-2012 Şampiyonu Galatasaray


Türkiye, alışık olmadığı bir futbol sezonunu geride bıraktı. Futbolseverler sanıyorum ki 40 haftalık bir periyodun fazla olduğunun farkına vardılar. “Artık bitsin” sesleri çevremdeki ve sosyal medyadaki gözlemlerime göre playoff’un ilk haftasında başladı. Öncelikle şampiyonu tebrik ederek başlayalım. Galatasaray, geçen yıl 14. sıraya kadar gerilemiş, kabus gibi bir sezonu geride bırakmıştı. Bu tarz tökezlemeler bir futbol takımı için çok zordur. Önce yönetim değişikliği, ardından Fatih Terim’e futbolun emanet edilmesi ve doğru transferler Galatasaray’ın başarı öyküsünün en kısa anlatısı. Geçen sezon, averajı eksiyi gören takıma yapılması gereken ilk hamle özgüven aşılamaktı. “Gol yememek” ilk öğretilecek, aşılanacak olguydu ancak Galatasaray lige İ.B.B yenilgisiyle, sendeleyerek başladı. Fatih Terim’in 4-1-4-1 ısrarı puan kayıplarına neden oldu ve ardından klasik 4-4-2’ye (çift altılı) dönerek takımın kaderini değiştirdi. Transfer sezonundaki Reyes, Forlan, Ujfalusi isteğini bir omurgaya sahip olmak istemesiyle ifade eden Terim, elindeki mevcut kadro ve uyguladığı taktikle başka bir şekilde sahip oldu. Ujfalusi, Selçuk, Melo ve Elmander iskeletteki yerini aldı. İlk 4 haftadan sonra “nefesi açılan” Galatasaray, inişli çıkışlı bir grafik çizse de lige yavaş yavaş alıştığının sinyallerini veriyordu. Eboue yerini buldu, Ujfalusi asıl mevkisine döndü, Semih Kaya ve Emre Çolak şapkadan çıkarıldı. Genel olarak baktığımızda, Galatasaray’ın çıtasının her anlamda yükseldiğini rahatlıkla görüyoruz. Gerek idari gerek mali tablolar, desteklenen amatör şubeler, yapılan yatırımlar ilk 10 hafta sonunda Galatasaray’ın daha ölmediğini gösteriyordu. 2011 yılının Villareal’i gibi oynayan takım, kanat oyuncularını hem orta alanda hem de kenarlarda kullanıyor, çift forvetle rakibi çıkartmıyordu. Zaten lige genel olarak bakıldığı zaman, Fenerbahçe’nin bir pas, Trabzonspor’un geniş alan, Galatasaray’ın ise bir pres takımı olduğu rahatlıkla görülebilir. Başarıya mutlaka Ümit Davala ve Hasan Şaş’ı da eklemek gerekir. Takımdaşlık denilen kavram, Florya’da tekrar onlar sayesinde anlam kazandı. Hiç şüphe yok ki, Galatasaray ve dünya futbolu için bu sezon, tarihe geçecektir. En az gol yiyen, en fazla gol atan, en çok galip gelen takım olmaları beklenmeyecek bir başarı değil, normal düşünüldüğü zaman ancak geçen yılki travmadan sonra böyle bir diriliş ve sonunda Kadıköy’de kalkan kupa, camianın unutulmaz başarılarından birisi olacaktır. Şimdi yönetimi ve teknik heyeti bırakarak, takımı şampiyonluğa taşıyan oyunculara bir parantez açalım…

Muslera: Uruguay’lı Galatasaray’a Lorik Cana + 6 milyon 750 bin Euro’ya geldi. Cana’nın 5 milyon euro değeri olduğunu düşünürsek, maliyetin nerelere ulaştığı ortada. İlk başlarda sırıtsa da, lige ve takıma adapte olduktan sonra ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Böyle bir kalecisi olan bir takımın taraftarı büyük oranda maçları stressiz izler. Kadıköy’deki şampiyonluk maçındaki performansı, İnönü’de Beşiktaş’la 0-0 berabere kalınan maçta sergilediği performans ilk akla gelen “sağlam” oyunları. Taffarel ve Mondragon’dan sonra dolmayan kaleci boşluğu dolmuş gözüküyor. Umarım Galatasaray’da uzun yıllar kalır.

Ujfalusi: Florya’nın kapısından girdiğinde taraftar ona burun kıvırıyordu. İki milli stopere alternatif olacağı düşünüldü ancak yaşına rağmen harika bir performans gösterdi Ujfalusi. Kariyerinde çok büyük takımlar olan ancak bugüne kadar şampiyonluk yaşamamış oyuncu, şampiyonluk halinde 18 yıldır uzattığı saçlarını kestireceği sözünü vermişti. O sözü tuttu. Yaşı insanı korkutuyor ancak performansı onu 2-3 yıl daha götürecek düzeyde. Ağır sakatlıklar yaşamaması gerekiyor tabi.

Semih Kaya: Servet’ten formayı aldı, bir daha bırakmadı. Kartal’da ilk devrede çok şans bulamamıştı ancak hoca değişikliğinden sonra sezonu yanılmıyorsam 17 maçla tamamladı. Semih’in hikayesi bana hep Metin Oktay’ı hatırlatıyor. Oktay: “Bu takımdan istemediğiniz sürece gönderilmezsiniz” demişti. Kulüp onu yeni sezon için gözden çıkartmıştı ancak ısrarla kalmak istedi. Kaderinin çizilmesinde Terim kadar kendi payı da var. Galatasaray’a uzun yıllar stoper aratmayacak bir performans çizdi.

Felipe Melo: Adı gazetelerde hiç yoktu. Takım yurtdışı kampındayken siyah antrenman formasıyla sahaya çıktı, Terim’le el sıkıştı ve gazeteciler Melo düz koşu yaparken birkaç kare görüntüsünü aldı. Kimdi, neden geldi, faydalı olacak mıydı belli değildi ancak Terim’in kararının ne kadar doğru olduğunu oynadığı oyunla gösterdi. Kariyer rekorunu kırdı attığı gollerle. Saha dışında da kendisini Riera ile yaşadığı kavga dışında çok güzel tanıttı. PR’ını çok güzel yaptı. Hep sıcakkanlı ve sevecen oldu. Takıma savaşan, savaşma isteğini ve hırsını arkadaşlarına yansıtan bir oyuncu mutlaka gereklidir. Galatasaray bu boşluğu Melo ile doldurdu. Rakip takım taraftarları eleştirse de, o Galatasaray’ın en iyilerinden biriydi. Umarım bonservisi alınır ve sürekli dile getirdiği 5 yıllık kontratı imzalar.

Selçuk İnan: Türkiye’nin en iyisi. O’nu kelimelerle anlatmak çok zor. Galatasaray’ın sezon başlamadan önce yaptığı en önemli ve iyi işlerden biriydi. Terim sayesinde kendisini çok geliştirdi. 5’i serbest vuruş olmak üzere 13 gol attı ve 13 asist yaptı. Şampiyonluk paylansa, aslan payı Selçuk’undur.

Engin Baytar: Kazım’ın sürpriz ayrılığından sonra forma şansı bulmaya başladı. Sezon içinde pek göze batmadı ancak stil olarak en sevdiğim oyuncu tiplerinden olacak ki, onu da bu listeye dahil etme ihtiyacı hissettim. Sezon boyunca ne sadece kanat, ne sadece orta saha oynadı. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, harika kullandığı iki ayağı, ince bilekleri, top ayağındayken 2-3 hamle sonrasını görme yeteneği ile hücumda çok güzel işler yaptı. Enerjisini defans anlamında kullanan ve pres oyununu en iyi oynayan oyunculardan olarak Terim’in de gözüne girdi. Son vuruşlarını geliştirir, ceza sahası içindeki etkinliğini arttırırsa çok daha iyi bir oyuncu olabilir.

Johan Elmander: Takımın sarı kulesi. O da Ujfalusi gibi transferine dudak bükülenlerden. Başlarda formayı alamadı ancak aldıktan sonra da bırakmadı. Oynamadığı maçlar takımın ne kadar eksikliğini hissettiği de açık. Hücum yapan, bilekleri kuvvetli, yardımlaşmayı çok seven, kaleye sırtı dönük oyunu kolaylıkla oynayabilen Elmander, Terim’in jokerlerinden, şampiyonluğun da mimarlarından oldu. Baros’la iyi bir ikili oluşturdular ancak Baros’un kronik sakatlıkları ve istikrarsız oyunuyla bu ikilinin ömrü uzun olmadı. Necati ile de alışma devresine girecekti ama lig bitti. Terim’e göre, yeri garanti. Hesaplar Elmander’in yanına alınacak oyuncu üzerine yapılıyor.
Bu omurga üzerine emeği geçen daha birçok oyuncu var ama bunlar bence kilit rol oynadılar.

Kimler gitmeli?
Takımda elbette ayrılması gereken çok oyuncu var. Yeni arena zaten Şampiyonlar Ligi olacağı için, takviyeler ve kadro değişiklikleri mutlaka olacak. Bana göre şu isimler ile yollar ayrılmalı:
Aykut, Sabri, Gökhan Zan, Çağlar, Serkan Kurtuluş, Mehmet Batdal, Servet Çetin (zaten ayrıldı), Sercan Yıldırım.

Takviye isteyen bölgeler
Forvet, stoper, 2 kanat oyuncusu.
En doğru planlamayı Fatih Terim’in gerçekleştireceğinden elbette kuşkum yok…

4 Mayıs 2012 Cuma

Rakamlarla 34 haftanın Galatasaray analizi

Galatasaray yönetimi, geçen sezonki enkazı kaldırmak için takımın başına Fatih Terim'i getirmişti. Ardından nokta transferler, sistem oyunu, oyuncu ve teknik adam karakteri ile normal lig sezonunu 9 puan önde lider kapadı. Bugün de Play-Off şampiyonluk grubundaki liderliğini sürdürüyor. İlk 3 hafta zorlanan ve çeşitli sistemler deneyen Fatih Terim, sonunda 4-4-2'de karar kıldı ve galibiyetler arttı, iyi futbol izletti.

(İlk yarının ilk 8 maçı)

Galatasaray lige İ.B.B yenilgisiyle başladı. Bu maçta Eboue sol açıkta, bir müddet de forvetin arkasında görev yaptı. kimliğe bürünmeye her çalışan takımın yaptığı denemelerdendi bu tercih. Belediye mağlubiyetinden sonra Samsun galibiyeti ve arkasından Karabükspor beraberliği geldi. "Önceki sezonun kopyası mı oluyor" şeklinde sorular artarken, üst üste 3 maç kazanan Galatasaray, bu periyotta da Eskişehirspor, Ankaragücü ve Bursaspor'u yendi. Antalya ile golsüz beraberlik ve 9 kişi kalınan Gaziantepspor maçında alınan 4-2'lik yenilgi, yeniden karamsarlığa itti takımı.

İlk 8 haftada 4 galibiyet, 2 beraberlik, 2 yenilgi alan sarı kırmızılı takım, 13 gol attı ve kalesinde 8 gol gördü.

(İlk yarının, 9.-17. haftalık periyodu)


Kayserispor'u deplasmanda 2-0 yenen Galatasaray, ilk yarının sonuna kadar mağlubiyet yüzü görmedi. Mersin İdman Yurdu ve Beşiktaş'la golsüz berabere kalan takım, sırasıyla, Sivasspor, Gençlerbirliği, Fenerbahçe, Trabzonspor, Orduspor ve Manisaspor'u yendi. Beşiktaş maçından sonra başlayan süreç, ikinci yarının ilk üç maçına kadar galibiyetlerle devam etti ve 9 maçlık galibiyet serisine dönüştü.

9. haftadan 17. haftaya kadar olan süreçte 7 galibiyet, 2 beraberlik alan takım, 14 gol attı, kalesinde 2 gol gördü. Bu süreçte Galatasaray'a gol atmayı başaran takımlar Sivasspor ve Fenerbahçe oldu.

(İkinci yarının ilk 8 maçı)

Ligin ikinci yarısına 4-1'lik İ.B.B galibiyetiyle başlayan Galatasaray, sırasıyla Samsunspor, Karabükspor maçlarından da galip ayrıldı. Eskişehirspor'la golsüz berabere kalan takım, Ankaragücü'nü 4-0 yendi ancak bir hafta sonra Bursaspor'a 1-0 yenildi ve Antalyaspor'la berabere kaldı. Periyodun son maçında ise Gaziantepspor'u deplasmanda 2-1 mağlup etti.

18. haftadan 25. haftaya kadar olan süreçte 5 galibiyet, 2 beraberlik, 1 yenilgi aldı. 20 gol attı, 7 gol yedi.

(İkinci yarının, 25.-34. haftalık periyodu)

Galatasaray'ın hiç yenilmediği 2 periyottan birisi. Sırasıyla, Kayserispor, Mersin İdman Yurdu, Beşiktaş, Sivasspor, Gençlerbirliği maçlarını kazanan takım, Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarından beraberlikle ayrıldı. İki beraberliğin ardından Orduspor ve Manisaspor'u yenen takım, bu periyotta mağlubiyet yüzü görmedi.

Enteresan not ise şu:  Galatasaray bu sezon sadece Antalyaspor'u yenemedi. İki takım bu sezon yenişemedi. Ligin ilk yarısındaki maç 0-0, ikinci yarısındaki maç ise 1-1 sona erdi.

25. haftadan 34. haftaya kadar olan süreçte 7 galibiyet, 2 beraberlik aldı. 22 gol attı, 6 gol yedi.

34 haftalık performansın özeti ise,
23 galibiyet, 8 beraberlik, 3 mağlubiyet.
Attığı gol 69, yediği gol 24.  Ligi de 77 puanla tamamladı.









Galatasaray Trabzonspor 0-0

Galatasaray, Trabzonspor karşısında beklenmedik bir beraberlik aldı. Pazar günü, maça çok hızlı başlayan ve ilk 5 dakikada maçı ne kadar istediğini gösterircesine saldıran ve net pozisyonlar bulan Galatasaray, maçı ilk 25 dakikada rahatça kazanabileceği bir hale sokmuş, son 10 dakikada ise çeşitli hatalar yapmış, taraftarlarını korkutmuştu. Aynı takımla arka arkaya oynamak her zaman dezavantaj olmuştur. İki takım da bunu yaşadı. Trabzonspor Burak'ın dönmesiyle hücumdaki varlığını ne denli arttırdığını gösterdi. Galatasaray ise, Pazar günkü temposundan ve en önemlisi isteğinden çok uzaktı. Rakibi boğan, hataya zorlayan ve goller bulan takım, bu oyununu Trabzonspor'a kabul ettiremedi. Karadeniz temsilcisi, Galatasaray'ın rahat oyun kurmasına engel oldu ve önde bastı. Şenol Güneş'in kadro tercihi böyleydi. Solda Olcan, sağda Serkan.

Maçın hakemine de ayrı bir parantez açmak lazım. Süper Final'de maç yönetebilecek düzeye sahip olmayan Tolga Özkalfa, iki takımı da aldığı kararlarla zor duruma soktu. Maçın hakkı ise beraberlikti. Galatasaray'ın hücumdaki beceriksizliği, telafisi zor bir skora neden oldu. Neyse ki, Galatasaray'ın imdadına Beşiktaş yetişti ve İnönü'nde Fenerbahçe'yi yendi.

Puan farkı şimdi 3.
Beşiktaş'ın galibiyetinden sonra Trabzonspor'da Fenerbahçe karşısında mutlaka galip gelmek zorunda. Beşiktaş ise Fenerbahçeyi devirerek güç kazandı, Galatsaray'ın karşısına özgüvenli çıkacaktır. Trabzonspor, Fenerbahçe'yi yenerse, Galatasaray da Arena'dan galip ayrılırsa, Sarı-Kırmızılı takım turu Arena'da atacak. Play-Off'un kilit haftası bu hafta.
Bakalım Pazar akşamı nasıl bir tablo izleyeceğiz.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Trabzonspor 2 - 4 Galatasaray


Galatasaray, Fenerbahçe maçından sonra kendini topladığını ilk 5 dakikada gösterdi. Arka arkaya pozisyonlar bulan takım, golü haber veriyordu zaten. Trabzon'un oynadığı "Burak'a ver oynasın" mantığındaki oyunu, Burak'ın yokluğundan dolayı işlemedi. Forvette Halil olmasına rağmen Galatasaray defansı yaklaşık 70 dakika kalesinde tehlike görmedi. Muslera iki kritik hata yaptı ve taraftarı şaşırttı. İki tane önde oynayan ve futbol oynamayı seven takımdan dolayı futbol severler gollü bir maç zaten bekliyordu. Trabzon gibi bir deplasmandan 3 puanı 4 golle alan, ikinci golden sonra disiplinden uzaklaşmasına rağmen kazanmasını bilen Galatasarayı tebrik etmek lazım.

Selçuk İnan kesinlikle maçın adamı. Trabzonspor'da oynarken defansif yönünü bu kadar kullanmıyordu. Galatasaray'da oynadığı tüm maçlarda ofansif ve defansif oyunu başarıyla oynadı. Futbolunu izlemek, bir futbol sever olarak çok keyifli. Umarım böyle devam eder.

Terim'e yol gösterecek değilim ama, oyuncu değişikliklerinde yanlışlar yaptığını düşünüyorum. Elmander-Aydın değişikliği ile 4-4-2'yi bozdu ve takım bocalamaya başladı. Selçuk-Riera değişikliği ile de orta saha iskeleti bozuldu. 73. dakikada yapılan Baros-Engin değişikliği ile de mücadele gücü düştü. Gol arayan, şuursuzca gelen Trabzonspor'a bir müddet dayanamadı.

Aslında bu gibi durumlarda iyi oyun beklemek hata olur. Galatasaray penaltıya rağmen skoru korudu ve galip geldi. Play-Off yolunda önemli bir galibiyet aldı.

Trabzonspor ise, yönetiminin yaptığı gereksiz çıkışların etkisini üzerinden atamamış gibiydi. Açıkçası, erkek taraftar olmadığı için Trabzonspor'un daha rahat oynayacağını düşünüyordum. En kötü etmen Burak'ın eksikliğiydi. Arena'daki maçta Güneş'in Galatasaray'ı çok iyi süzdüğünü görmüştük. Bu sefer de Terim dersine iyi çalışmış olacak ki, Trabzonspor'a oyun oynatmadı. Zaten maç sonu röportajında Abdürrahim Albayrak'ın " Terim'le sabah 3:30'lara kadar Trabzonspor'un maçlarını izledik" demesi de isteyen tarafı gösteriyor.

22 Nisan 2012 Pazar

Barcelona-Real Madrid maçı

Dünya dev derbiyi, biz de memleket meselesini geride bıraktık. Messi mi Ronaldo mu, Morinho mu, Pep mi kavgaları elbette bu maçtan sonra da devam edecek. Sonuca bağlanacak mı? Hayır. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Messi bence futbolun gördüğü en büyük oyunculardandır ve Ronaldo onu çok zor yakalar. Sebep çok. Bu tarz oyuncuları diğer oyunculardan ayıran temel özellik flair'dir. Yani, doğuştan yetenek, yoktan var etmek. Örneğin, birisi 35 metreden oyunun kilidini açabiliyor, diğeri ceza sahası önünde topla buluşup, 4-5 adam eksilterek jeneriklik goller atabiliyor. Takım oyununa yaptığı katkıdan dolayı, İspanya Ligini TRT 2 zamanından beri takip ettiğim Barcelona formasından dolayı, Messi'yi daha çok seviyorum. 

Bugünkü derbiye gelecek olursak, şunu söyleyebiliriz. Kesinlikle duygusal bir yorum değil bu. 7-8 oyuncusuyla defans yapan bir Madrid izlemek bizim için olduğu kadar Mourinho için de üzücü olmalı. La Liga'da bu sezon 100 gol barajını geçen takımın sürekli Ronaldo'nun ayağına bakması da oldukça trajik. Şunu kestirmek zor değil ayrıca, mutlaka eklemek lazım. Real Madrid bugün şampiyon oldu. Bakalım Pep yolcu mu? Katalan'ların 3 yılda bir teknik direktör değiştirme geleneği sürecek mi? Zaman gösterecek.

19 Nisan 2012 Perşembe

Futbolda ırkçılık üzerine


Futbol pazarlanan bir şeydir. Türkiye'de ise böyle değil. Televizyon kanalları ya maç pozisyonları üzerine yorum yapar, oyuncuların özel hayatlarına iner, oyuncular hakkında istatistik verir. Cantona'nın nasıl bir solcu olduğunu sloganlarından, Joey Barton'un Che hayranlığını Twitter'e koyduğu resimle öğrendik. Örnekler çoğalır. Tabi önce "Kaç gol attın?" ya da "Maç içinde neler oldu?" gibi sığ sorular soran basın mensuplarının azalması, kaliteli insanlar getirilmesi gerekir. Şansen ben, sevdiğim oyuncu liberal mi, solcu mu, milliyetçi mi öğrenmek isterim. Eminim böyle düşünen insan çoktur.

Irkçılık meselesi de, yıllardır insanlık olarak üzerini kapatamadığımız bir mesele olarak duruyor. Futbol dünyasında değil sadece. Birkaç yıl önce Obama'nın seçilmesinin uyandırdığı yankı da bunu kanıtlıyor. Irkçılık bir suç mudur? Bence suçtur ve cezalandırılması gerekir. Hele cana kastmemeye kadar gidiyorsa iş, teşebbüsüne/söylemine bile büyük cezalar verilmelidir.

Siyasi söylemlerle kafa şişirmek istemem ancak karar mekanizmalarımız ortada. Kurul bugün Emre'ye Zokora'ya karşı sarf ettiği sözler için 2 maç ceza verdi. Bunun anlamı nedir diye düşünmek lazım. Açıkçası bu karar bir eyyamdır. Ya "Irkçılık var" diyerek 8-9 maç ceza vereceksin, ya da "Yoktur" diyerek ceza vermeyeceksin.

2009'da Anderlecht'te forma giyen Van Damme, Standard Liege'de forma giyen Onyewu'ya bir sezon boyunca ihraç cezası vermişti. UEFA'nın ırkçılık ile ilgili yürüttüğü kampanyaları, yaptığı reklamları tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.

Haksızın haklı olduğu, suçlunun masum ve kahraman olabildiği tek ülke Türkiye. Karar veremeyen (şike davası da dahil), vermeyi düşündüğü kararları açıklamadan eline yüzüne bulaştıran futbol yöneticileri... Umarım bu gidişle Zokora özür dilemez.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Markaların Şampiyonlar Ligi savaşı


Gazeteler için reklam neyse, spor için de sponsor odur.
Şampiyonlar Ligi'nde son 4'e kalan takımlardan 3'ünü Adidas, 1'ini de Nike giydiriyor. Chelsea, Bayern Münih, Real Madrid takımlar göğsünde Adidas amblemi taşırken, bu dört takım arasında sponsoru Nike olan tek takım Barcelona. Futboldaki bu iki markanın üstünlüğünü reddedecek kimse yoktur. İki marka için de hedeflerine ulaşmış diyebiliriz. Ancak Şampiyonlar Ligi Kupasını bu yıl da Barcelona'nın alması, Adidas adına üzücü olacak. Rakam olarak 3'e 1 öndeler ancak, karşılarında da Barcelona var.

17 Nisan 2012 Salı

Beşiktaş Galatasaray maçı saha olayları


Sahası bir kere bile kapanmayan, küfürden dolayı bir cezası olmayan ve Centilmenlik Ligi'nde 2. olan Galatasaray, hafta sonu İnönü Stadı'nda Beşiktaş'a konuk oldu. Hakem hataları, maç analizi bir kenarda dursun, Beşiktaş taraftarı her yönden maçın önüne geçmeyi başardı. En son Avrupa Ligi'nde oynanan, Atletico Madrid maçında bir taraftar sahaya atlamış, Cenk'i sözle taciz etmişti. Dün de sahaya atlayan bir taraftar güvenlik güçlerince etkisiz hale getirildi, başka bir taraftar da Eboue'ye saldırmak üzere koşarken kayarak düştü, tribünlerde kadın taraftarlar ezildi. Bir Galatasaray taraftarıyım ancak olabildiğince tarafsız yazmaya çalışıyorum. Maçı izleyen herkes benim şahit olduğum bu olaylara şahit olmuştur.

Yaşanan olaylardan sonra, Beşiktaş'ın sahası muhtemelen 2 maç kapanacak ve para cezası da alacak. Hatırlanacağı gibi Beşiktaş Play-Off müsabakaları için kombine çıkartmış, 3 maçı bu kombinelerle izleyebilecekti. Yani taraftarın yaptığı yine kendine zarar verdi.

Her taraftar, kendisini tuttuğu takıma karşı sorumlu hisseder. Bu şartlar hakkında Beşiktaş taraftarı nasıl hissediyor? Muhtemelen seyircisiz oynanacak Trabzonspor ve Fenerbahçe maçları için ne hissedecek? Takıma, oynadığı bu iki maçtan istediği sonuçları alamazsa, yönetim futbolcuları kadro dışı bırakmaya devam edecek mi? Bu sezon çok zor şartlar altında kalan Beşiktaş, yaptığı bu hareketle kendi başına çorap ördü.

Sahaya atlayan ve nezarete atılan taraftarların ise serbest bırakıldığı haberi az önce duyuruldu. Taraftarlar medyada çıkan haberlere göre, "Biz sahaya atlamadık, bizi ittiler" demiş. Eboue'nin üzerine hunharca koşan İsa K. ise, güvenlik güçlerinden kaçıyordum demiş. Sanıyorum Eboue'ye sığınacaktı... Temenni, bu işleri yapan taraftarların bir daha statlara sokulmamaları ancak maçtan sonra tutuklanan başka bir taraftarın, yine sahaya atlamaktan sabıkası olduğu da ortaya çıkmış. Böyle gelmiş, böyle geçecek anlaşılan...

Günah Keçileri


Beşiktaş, Süper Final'e kötü başladı. Evinde 2-0 Galatasaray'a kaybeden takımdan, ertesi sabah 3 kadro dışı haberi duyuruldu. Çeşitli haber kanalları, Bebe'nin taktik idmanlarda ilk 11'de kullanıldığını söylüyordu ancak Beşiktaş maça Mustafa Pektemek'le başladı. Ama konu bu değil. Beşiktaş, Bebe'yi, Alves'i ve Sidnei'yi kadro dışı bıraktığı açıklandı. Google'da görseli bile zor bulunan Alves'in bonservisinin yarısına 3.2 milyon € ödemişti Beşiktaş. Bebe sakatlıklardan dolayı, Sidnei'de kadro tercihinden dolayı fazla forma şansı bulamadı.
Türkiye'de bunun örneği çok. Kaybeden takımın ya yönetimi ya da teknik direktörü bazı oyuncuları kapının önüne koyar.

Açıkçası en çok üzüldüğüm nokta, Alves'in kaybı oldu. Bu kadar yatırım yaptığı bir oyuncuyu, bu kadar kolay kaybetmemeli Beşiktaş gibi bir takım.

Türkiye Kupası'nda 1, Süper Lig'de 2, A2 Ligi'nde 2 maç oynayan, Süper Lig'de toplam 13 dakika şans bulan Alves, neyi kanıtlayamadı da gönderildi?

Transfer Dedikoduları

Mayıs ayının başında başlayacak ve transfer tarihi bitene kadar devam edecek olan hengamenin startı, sosyal ağlardan verildi. Fenerbahçe'nin Diarra'yı alacağı, Beşiktaş'ın Sivasspor'dan Erman'la anlaştığı, Galatasaray'ın ise, Antalyaspor'a Necati transferine ilişkin Aydın Yılmaz ayarında bir futbolcu verme sözü var. Terim, formu böyle yükselen bir Aydın'ı bırakır mı, merak konusu.
Ayrıca, Semih Şentürk'ün Mersin İdman Yurdu ile anlaştığı haberi var. Küme düşen Manisaspor'da da yaprak dökümü erken başladı. Isaac Promise, Antalyaspor'la ön protokol imzaladı dedikoduları gittikçe kuvvetleniyor. Play-Off, Avrupa Ligi grubu, Kafasına Göre Takılsınlar ligleri bittikten sonra daha çok şey değişecektir. Taraftarlara şimdiden bol sabır diliyorum.

Küllerinden Doğmak


Bir önceki yıl, bütün takımların "En azından bir puan alırız" düşüncesiyle karşılaştığı Galatasaray ile bu sezon oynadığı 7 derbide yenilgi yüzü görmeyen takım arasındaki en büyük fark, Fatih Terim. Beşiktaş karşısına çıkan takımda sadece Hakan Balta geçen sezon forma giymiş oyuncuydu. Yepyeni bir takım, yeni teknik direktör, yeni yönetim, yeni vizyon... Bütün bu taşların oturması için en az 2-3 yıl beklemek gerektiği düşüncesini taşıyordum.

En büyük değişiklik, vizyon sahibi, para yönetimini bilen, Galatasaray örflerini sindirmiş bir başkanın koltuğa oturması ve doğru insanları etrafına toplamasıyla gerçekleşti. Yönetimin Terim kararı çok tartışılmıştı, kulübün para yönetiminde derin çatlaklar, çığ gibi büyüyen borçlar vardı... Bu hikaye çok daha uzar. Üstelik değişim sadece futbolda olmadı, kalanlarına da sonra değiniriz. Son derece akıllı ve işinin ehli insanların yönettiği Galatasaray, geçen yılı tamamen sildi. Sürekli yüzü gülen Arda, son senesinde asık suratla oynuyor, sahada yapılan pas hataları yüzünden oyuncular birbirine kızıyor, ne derbi motivasyonu, ne takımdaşlık olgusu ne de huzur sahaya yansıyordu... Terim'in yaktığı ateş etrafında toplanan takım, şimdi şampiyonluğa oynuyor.

Transferlerin katkısını da eklemek lazım. Terim, geldiği günden beri bir iskelet kurmaktan bahsediyordu. Zaten yönetimin gerçekleştirmeye çalıştığı Ujfalusi, Reyes, Forlan paketi de bunu gösteriyordu. Şimdi bakıldığında o iskelette Muslera, Ujfalusi, Semih, Melo, Selçuk, Elmander var.

Florya'nın düzene girmesini de bu çerçeveye kesinlikle eklemek lazım.

Aslında, bütün bunları, istatistikleri, yorumları bir kenara koymak ve oyuncuların gol sevinçlerine bakmak lazım. Değişimin en önemli kanıtı bu sevinçler.

Affedilsinler mi, yollansınlar mı?

Galatasaray, Melo-Riera kavgasından çok büyük akıllılıkla sıyrıldı. Medya, olayın üzerine elbet gidecekti ancak Galatasaray'ın resmi sitesinden yaptığı açıklama, olayın büyümesinin önüne geçti. Muhakkak ki basında çok sayıda haysiyet celladı okuduk durduk. Herkes tartışı, iki oyuncu affedilsin mi, yollansın mı diye.

Terim'in aldığı kararın ne kadar önemli ve doğru olduğu ortada. Play-Off'a galibiyetle başlayan Galatasaray'da sırıtmayan ve iyi oynayan bir Riera-Melo ikilisi vardı. Fotoğrafın vücut dili her ne kadar tam olarak bir barışmayı anlatmasa da, Terim iki oyuncudan da yararlandı, Play-Off'a galibiyetle başladı. Artık umuyorum ki Terim'in kararları tartışılmaz.
Tebrik etmek lazım.

15 Nisan 2012 Pazar

Şampiyonlar Ligi Oyuncu İstatistikleri


2011-2012 Şampiyonlar Ligi'nde artık sona gelindi. Barcelona-Chelsea ve Bayern Münih-Real Madrid maçlarında tur atlayan takımlar, finalde karşı karşıya gelecek. Bu futbol sezonu Türk futbolu için pek parlak geçmedi ama, yanı başımızda kıyasıya rekabet devam ediyor. Peki futbolcular ne yaptı, işte bunun cevabı:

Gol Krallığı:
Messi - 14
Mario Gomez - 11
C. Ronaldo - 8


Asist Krallığı:
Kaka, Benzama, Ribery, Gaitan - 5'er asist
Marcelo, Torres, Messi, Ibrahimovic - 4'er asist
Fabregas, D. Alves, Lavezzi - 3'er asist

Kaleyi Bulan Şut:
Messi - 34
Ronaldo - 24
M. Gomez - 22

En Çok Ofsayta Düşen Oyuncular:
Ibrahimovic - 21
Higuain - 14
Gomis - 12

En Çok Faul Yapan Oyuncular:
Ibrahimovic - 25
Kiessling - 24
Streller - 22

En Çok Faule Maruz Kalan Oyuncular:
Frank Ribery - 32
Andre Ayew - 25
Ailton - 24

İstatistiklerde hiç Chelsea oyuncusu olmaması da ayrı tuhaf. Bakalım son 4 maç bize neler gösterecek.

Eric Abidal

Takım olmak... İşte bu, o olgunun fotoğrafıydı. 2011 yılında Şampiyonlar Ligi kupasını böyle kaldıran Abidal, kupayı kaldırmadan çok kısa bir süre önce (17 Mart 2011) karaciğer kanseri teşhisiyle ameliyat olmuştu. Kupayı da 2011 Mayıs ayının ortasında kaldırdı. Normalde kaptan değildi. Ona pazubantı Xavi vermişti.

Geçtiğimiz günlerde, aldırdığı karaciğerinin yerine, yeni bir karaciğer nakledildi. Koca yüreğin ameliyatı 11 saat sürdü. Katalanlar bu sefer Chelsea ile Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayacak. Diğer maç ise Bayern Münih ve Real Madrid arasında oynanacak.

Finale hangi takımlar kalacak, kestirmek zor ancak Barcelona finale kalırsa ve kupayı kaldırırsa, bu oyuncu kesinlikle tekrar Abidal olur.

10 Nisan 2012 Salı

Play-Off öncesi 4 büyükler

Play-Off kararı alınırken, kimse futbolculara fikrini sormadı. Zaten, futbolcuların üyesi olduğu bir sendika da yok, futbolcuları temsilen çıkıp bir açıklama yapsın. Aslında Temmuz'dan beri yaşanan sürecin futbolcuları harekete geçirmesi, böyle bir çatının altında toplaması gerekirdi ancak bu gerçekleşmedi. Her attığı adım olay olan, özellikle Türkiye gibi tansiyonun her daim yüksek olduğu bir ülkede futbol oynayan, 12 ay düz koşu yapmak zorunda olan bu sporcuların haklarını savunması gerek.

Yıllardır, eski teknik adamlar, yardımcı hocalar, kulüp yöneticileri, derbilerin iki hafta önceden yaşanmaya başladığını, söyler durur. Futbolcular bu gerilimi 6 hafta arka arkaya yaşamak zorunda. Play-Off başlarken

Galatasaray 39 -
Fenerbahçe 34 -
Beşiktaş 28 -
Trabzonspor 28 puana sahip.

1. Haftanın da programı şöyle:
Fenerbahçe - Trabzonspor / 15 Nisan 2012 saat 19:00
Beşiktaş - Galatasaray / 14 Nisan 2012 saat 19:00

Tablo böyle. Şimdi teker teker takımlara bakalım:

Beşiktaş: Sezona kaos içinde başlayan, teknik direktörü hapise atılan Beşiktaş, yola Süper Final'e gelene kadar Carvalhal ile devam etti. Şimdiki teknik direktör Tayfur Havutçu'nun hapisten çıkmasıyla ivmesini birden kaybeden Beşiktaş, dışarıya pek belli etmese de, bir yönetim zafiyeti muhakkak ki yaşadı. Üstelik bu yönetim zafiyeti, hem takım içinde, hem de idari anlamda yaşandı. Siyah-Beyazlı takım, son lig maçında Karabükspor'la deplasmanda 1-1 berabere kaldı. Egemen ve Almeida'yı da ilk maç için kart cezaları yüzünden kaybeden takım, Galatasaray karşısına bu iki isimden yoksun çıkacak. Şu anki performansının ne kadar üzerine çıkacağını hiç göstermeyen Beşiktaş'ın, her takım gibi Play-Off'un kaderiyle oynama gücü elbette var.

Fenerbahçe: 3 Temmuz sürecinin "kahraman" takımı, kadrosundan birçok oyuncuyu kaybetmesine rağmen adını Süper Final'e yazdırmayı başardı. 3 Temmuz'dan bugüne kadar gerek medya, gerek taraftar desteğiyle ayakta duran takımın, motivasyonunu koruyup koruyamayacağını göreceğiz. Fenerbahçe'nin herhangi bir saha kapatma veya oyuncu bazında cezası yok. Kesinlikle, Fenerbahçe'nin evinde oynayacağı ilk maç olan Trabzonspor maçı, kalan maçlar açısından çok belirleyici olacaktır.

Galatasaray: Geçen yıl, 14. sıraya kadar gerileyen, moralleri sıfır olan oyunculardan kurulu Galatasaray, sezon başında takımın başına Fatih Terim'i getirmekle ne kadar doğru bir karar verdiğini gösterdi. Lige sendeleyerek başlayan Galatasaray, 4-4-2'ye geçtikten sonra performansını katladı ve normal sezonu şampiyon olarak tamamladı. Kadıköy'de şampiyonluk turunu, "Süper Final" yüzünden atamayan Galatasaray, hafta içinde yaşanan Melo-Riera kavgasıyla birazcık karıştı. Yönetim, bana kalırsa tam bir kriz yönetimi dersi verdi. Hatta yaklaşık 2 saat önce de 2 oyuncunun Terim tarafından affedildiği duyuruldu. Beşiktaş'a karşı cezalı olan tek isim Manisaspor karşısında kırmızı kart gören Emre Çolak. Sarı-Kırmızılı takımda sakat oyuncu yok.

Trabzonspor: İlginç yönetici çıkışları ve taraftarıyla son haftaların gündeminde olan Trabzonspor, Süper Final'e 3. sırada başlayacak. Karadeniz ekibinde şampiyonluk yeminleri ediliyor mu, 6'da 6 sözü veriliyor mu bilinmez ama, Trabzonspor, şampiyonun belirlenmesinde önemli bir rol üstlenecekir. Son Fenerbahçe maçından sonra 2 maç ceza alan Karadeniz ekibi, bu cezaları Beşiktaş ve Galatasaray maçlarında çekecek, Fenerbahçe maçında ise seyircisine kavuşabilecek. Beşiktaş ve Galatasaray maçlarını da kadın ve çocukların izleyebileceklerini de belirtelim.


Bir başlangıç noktası olarak, "Süper Final"


Ancak kapitalist zihniyetin seçeceği yolu seçti, Türkiye'de futbolu elinde tutanlar. Dönemin TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, bir iftar yemeğinde, daha önce yayıncı kuruluşla görüştüğü Play-Off sistemini anlattı. Şike meselesinin yarattığı karışık ortam yetmiyormuş gibi, Türk futbolu uzun bir dönem Play-Off konuştu. Türk futbolu zarara uğramıştı, evet. Onu ayakta tutmanın yolunu, insanlara yeni bir heyecan sunarak verdiler. Şu an Dijitürk sahibi olanların, Süper Final organizasyonu için yeni bir pakete geçmeleri gerektiği, Lig Tv ekranlarında uyarı olarak duruyor.

play-Off'a konulan isim "Süper Final", yayıncı kuruluş tarafından pazarlanmaya başlandı. Türkiye bunu ilk kez tecrübe edecek. Bu arada kulislerde yeni dolaşan dedikodu, Lig TV'nin Play Off'u sürekli kılmak istemesi.

Kararı uygulamaya sokarken, haftada 2 maç yapan futbolculara, futbolun kalbi olan teknik direktörlere, transfer yöneten yöneticilere, kulüp başkanlarına sormadılar. Bu sefer sorarlar mı? Benzer bir dayatmaya önümüzdeki sezon maruz kalırlar mı, bekleyip göreceğiz.